Derin devlet miti-II: Fantastik devlet

Vadi, bir dezenformasyon aparatı olmakla birlikte derin devlet denilen olgunun en azından bir ucunun ‘mafyatik-endüstriyel kompleks’ olarak adlandırılabilecek bir nitelik arz ettiğini göstermektedir. Vadi ve benzeri komplo teorileri yordamıyla çizilen derin devlet manzarası, kolektif imgelemin akış yönünü belirleyerek meseleye sürekli fantastik boyutlar kazandırıyor. Oysa devletin fantastik boyutunun bir sapma değil de asıl gidilmesi gereken istikamet olma ihtimali göz ardı edilmemeli.

Filozoflar yüzyıllar boyunca ruh/beden, öz/biçim, batıni/zahiri ya da ontoloji/fenomenoloji gibi farklı terimlerle ifade edilen temel bir ikilik üzerine kafa yordular. Pozitif bilimler de analitik düşünce de hep bu iki düzey arasında epistemolojik bir köprü oluşturma çabası içinde doğup gelişmiş olmakla beraber bu ikili yapı algısı varlığını sürdürdü. Örneğin Marksist iktisadın zeminini oluşturan emek-değer teorisi, kullanım değeri ve değişim değeri ikilisini problematize ederek ilerler. Siyaset ve iktidar teorisinde ise Karl Marks bize görünürdeki kurumları ve kadrolarıyla devletin ve siyasetin ardında sürekli işleyen sınıf mücadelelerini gösterir. ‘Asıl’ iktidar, ekonomik güce sahip olanın elindedir ve siyasal sürecin işleyişini açıklarken bazı yerlerde, ‘burjuvazinin aynı ahırdaki atlardan biri ile öbürü arasında seçim yapmasına’ indirgeyecek ölçüde zahiri olanı küçümsediği görülür.

‘KARANLIKLARIN LORDU’ YA DA KONSEY BARONU

Koç ailesinin damadı olarak tanınan İnan Kıraç’ın genellikle kardeşi Can Kıraç’la birlikte 1970’li yıllardan beri içinde yer aldığı önemli siyasal vakalar var. 70’lerde Demirel’e yakın olduğu ve Ecevit hükümetine karşı gazetelerde tam sayfa TÜSİAD ilanlarının çıkmasında etkili olduğu biliniyor. Kıraç, 1980 darbesinin başındaki Kenan Evren’le de yakın ilişkiler kurmuş. Aydın Doğan’ın oto galericiliğinden medya baronluğuna yükselmesi için Genelkurmay’dan icazet almış. 1994 İstanbul seçimlerinde İlhan Kesici’nin ANAP adayı olmasında ve 1995 genel seçimlerinde iki parti içinde ayrı ayrı yaptığı lobi faaliyetiyle DYP-MHP ittifakının gerçekleşmemesinde payı olduğu söyleniyor. Tansu Çiller, Mesut Yılmaz ve Alpaslan Türkeş’le iyi ilişkiler içinde olmuş, bütün ‘merkez’ partilere finansal destek sağlayan bir isim. Kıraç’ın Mehmet Ağar’la da bağları ve temasları mevcut.

FANTEZİ VE HAKİKAT

Bu çalışmanın ilk bölümündeki anlatı, esas olarak derin devlet addettiğimiz olgunun operasyonel kanadı üzerinde yoğunlaştı. Peker’in bir yılı aşkın bir süredir yaptığı yayınlar, Dr. Ze’evi’nin üzerinde durduğu araştırmacı gazetecilik boşluğunu bir ölçüde doldurmakla birlikte emir-komuta hiyerarşisinin bütünü hakkında fazla bir şey söylemiyor. Peker’in, son tahlilde Teşkilatı Mahsusa yüzüğü taşıyan bir ‘eleman’ olduğu unutulmamalı. Encümen-i Daniş terimi, bu ifşaatlar içinde ilk kez İnan Kıraç adı etrafında telaffuz edildi. Ama bu ‘Konsey’in fikir üretme ve strateji önerme ötesinde işlevlerinin sınırlı olduğu anlaşılıyor. Peki öneriler Konsey’den geliyor ve bunlardan bazıları ilk bölümde aktarılan sofistike ve bazı dönemlerde kaotik operasyonel yapı tarafından icra ediliyorsa kararlar kimler tarafından alınıyor?

DERİN TEŞKİLAT-I MAHSUSA

Dr. Gingeras’ın başlangıçta değinilen, derin devlet üzerine süreklilik ya da kopuş tezlerini destekleyecek bilimsel delil yetersizliği sorununu aşmak mümkün görünmüyor. Bu durumda somut kanıtlar yerini, bir seri katilin izini sürerken kullanılan gösterge okuma yöntemlerine bırakmak durumundadır: Psikolojik suçlu profilinin ve işlenen suç formatının tekrarı. Osmanlı istihbaratı her daim mevcut olmakla birlikte çöküş döneminde Enver’in kurduğu Teşkilat-ı Mahsusa yapısı, ulus devletin çekirdeği niteliğine sahiptir. İdeolojik anlamda pan-Türkizm ve pan-İslamizm, devlet-i âlinin bekası hedefiyle birlikte mevcuttur. Hapishanelerin cihada, katliamlara ya da istiklal mücadelesine katılma şartıyla boşaltılarak yürütülen kadrolaşma ve siyasal pratik olarak suikastlar, kitle katliamları, soykırım ve tehcir marifetiyle nüfus mühendisliği; hepsinin nüvesi Teşkilat-ı Mahsusa’nın icraatlarında bulunacaktır. Cumhuriyet, İttihatçı gelenekle birlikte bu çekirdeğin ürünüdür; kadrolarını ve ulus-devletleşme stratejisini büyük ölçüde oradan devralmıştır. Cumhuriyetin istihbarat teşkilatı MAH’ın hemen tüm kadroları Teşkilatı Mahsusa ve Karakol teşkilatından devamdır. 1952’de ilk kez kurulan ÖHD’nin başına Teşkilat-ı Mahsusa kökenli Tuğgeneral Daniş Karabelen’in atanması bu devamlılığı adeta sembolize eder. Süreklilik, günümüzde bazen şövalye yüzük gibi semboller üzerinden mistik ve Masonik çağrışımlarla donatılarak mitleştirilse de çoğunlukla Türk-İslam sentezi ideolojisi ve devlet fetişizmi şeklinde izler bırakmaktadır.

Zafer Yörük

--

--

Gündemdeki ilginç haberler, tartışma yaratan konular, ve enteresan olaylar üzerine kendi üslubumda yorumladığım videolar yayınlıyorum.

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store
Tonguç AKARCA

Gündemdeki ilginç haberler, tartışma yaratan konular, ve enteresan olaylar üzerine kendi üslubumda yorumladığım videolar yayınlıyorum.